30’lu Yaşlarda İyi ki Yapmışım Dediğim 8 Yatırım

30’lu Yaşlarda İyi ki Yapmışım Dediğim 8 Yatırım

İnsanın kendine yaptığı yatırım hayat kalitesini artırıyor, hayal dünyasını genişletiyor ve bazen de sınırlarını zorluyorsa doğru yatırımdır. Kendinizi dinleyin, yeni beceriler edinin ama başkalarının etkisi altında kalmadan...

1. DİL ÖĞRENMEK

Batı toplumlarına karşı biraz ezik kaldığına kendini inandırmış bir toplum olduğumuzu gözlemliyorum. Kimse Türkiye’de çalışmaya gelen bir Batılı yabancının neden Türkçe öğrenmediğini sorgulamıyor, tam tersine onları el üstünde tutuyor, biz onların dilini öğreniyoruz.

Bu maalesef benim değiştirebileceğim bir şey değil, benden önce olan olmuş. Kendine güven, ifade yetisi ve özgürlüğü, başka kültürlerden insanlarla iletişim kurabilme yetisi, genel kültür ve global dünyanın parçası olabilmek için öğrendiğim diller hep çok işime yaradı.

Biz zaten çok yetenekli ve becerikli bir toplumuz, ortalama kapalı çarşı esnafı Rusça’dan Japoncaya 7-8 dili halı ya da antika gibi üst sınıf ürünleri satabilecek kadar konuşuyor. Ben en çok bizim memleketimize gelip bize üstünlük taslayanlarla iletişim kurabilmeyi seviyorum. Konsolosluk kapısındaki görevli tarafından söz tartaklanmasına uğrarsanız ya da hem Türkiye de yaşayıp hem şusu eksik busu eksik diyen ecnebiye rastlarsanız, gönül ve dil rahatlığıyla laf ebeliği yapabilirsiniz.

Yani Batılı’dan alacağımızı alalım, gerisini bırakalım. Dil bilmek faydalı. Bu arada herkes farklı öğrenir ancak ben yabancı dilin öyle kurs ya da okul sıralarında öğrenilebileceğine pek inanmıyorum. Gramer temelini almak önemli (ki bunu kendiniz de yapabilirsiniz) ama yabancı dil dinleyerek ve pratik yaparak daha kısa sürede öğreniliyor. Internet var, videolu görüşmeler var, var da var. Pratik yapan öğrenir, kendinizi biraz zorlayın.

2. GEZİP FARKLI KÜLTÜRLERDEN ÖĞRENMEK

Yurtiçi ya da yurtdışında gezmek kendi başına bir artı değer getirir mi? Gözlem yeteneği ile gezmek aynı şey mi?

Bence değil. Mesela Avustralyalı gençler (bazen devlet desteğiyle) liseyi bitirince bir seneliğine dünya turuna çıkarlar. Bin tanesine bin bir memlekette rastlamışımdır, Brezilyada feijoada yerine süper marketten aldıkları endüstriyel ekmek ve peynirle yaptıkları sandviçi yerler. Tanzanya’da bir Irish Pub bulup yabancı biraların yüksek fiyatından şikayet ederler.

Hostellerde hep İrlanda, İngiltere, Avustralyalı ana dili İngilizce ve kafa yapıları aynı boşluklarda gezen tipte insanlarla takılırlar. Yani benzerlerini arar, alıştıkları gibi davranırlar. Türkiye’de bir ay kalıp hala Arapça konuşulduğunu sanan insanlar tanıdım, çünkü kafasında Türkiye Müslüman ülkedir ve Müslüman ülkelerin tamamında Arapça konuşulduğunu zannetmektedir. Bu genç ne görmüş, gördüğünden ne anlamıştır?

Homo Erektus-Gezerus (HEG)

Hadi yediğimiz içtiğimiz de çok önemli değil diyelim ama halihazırda başka bir coğrafyadaysam oranın insanını, gelenek göreneklerini gözlemler, faydalı olabilecek şeyler öğrenirim. Eleştirilerimi de kendime saklarım. Bu arada eleştirilebilen durumlar bir ülke ya da toplumun açıklarıdır. O açığı da siz kapatabilirsiniz ve negatifi pozitife dönüştürürsünüz belki kim bilir?

Sıfır yaratıcılık gerektiren ancak başarılı iş fikirlerinin çoğu, bir yerde gördüğünü başka bir yerde uygulayan projelerden oluşuyor. Örneğin meşhur TOMS ayakkabılarının sahibi olan arkadaş, çok varlıklı ve elit bir çevreden geliyor ve adı olan bir üniversiteden mezun.

Mezuniyet hediyesi tatilinde hayatında ilk kez yurtdışına çıkıyor ve Arjantin de toz toprak içinde çıplak ayakla top oynayan çocukları görüp, vah vah diyor. Satın alınan her ayakkabı için firmanın bir çift ayakkabıyı fakir çocuklara bağışladığı şirketini kuruyor ve bir endüstri devi haline getiriyor. Yani çok bilmek de iyi değil bir yerde, adam ayakkabısız çocuk hiç görmemiş ve fakat ben zaten zenginim bedava ayakkabı dağıtayım da dememiş.

Mutlu ve tatmin olduğumuz bir hayatımızın olması ile ruhumuzu beslemek arasındaki korelasyonu benim kadar sizler de fark etmişsinizdir. Doğasında kâşiflik olan biri iseniz gezip görmek ve kendine faydalı bir şeyler çıkarmak harika bir yatırım.

Tipik bir Sasak köyü, Lombok (Endonezya)

3. KENDİ İŞİMİ KURMAK

Başlarda hemen hemen hiç bilmediğim alanlarda ve bilmediğim coğrafyalarda iş kurup başarılı olmuş biri olarak şunu söylemeliyim ki alacağınız maddi riskin büyük olması gerekmiyor. Ben ilk işimi (kuliner sektörde) günde üç bira satsam kiramı çıkarabileceğim küçük bir risk alarak açmıştım. Ancak risk denilen faktör yalnızca maddiyattan oluşmuyor.

Çoğumuz para kaybetmekten çok değişimden ürküyoruz. Çok araştırma yapıp zamanı kaçırıyoruz. Oysa bazen fazla düşünecek bir durum olmuyor. Kendi işinizi kurmak için eğer maaşlı bir işte de çalışıyorsanız bebek adımlarıyla da ilerleyebilirsiniz.

Ben öyle yapmadım ama yapan, benden daha garantici çok insan var. İş işte eş eşte bulunur yani çevre yapmak en önemli şeydir düşüncesine ise katılmıyorum. Etik tarafı zaten ayrı bir mesele ama bunu bir yana bırakırsak, ağzı çok laf yapıp bir dolu çevresi olan çok insan tanıdım. Hepsinden de daha başarılı oldum.

The Mexican Kitchen, Gili Air (Endonezya)

Çevre yapma mantığının psikolojik analizini yapacak olursak kendine tam olarak güvenmeme ve başkalarına ihtiyaç duyduğuna inanma ile ilgili olduğunu görüyoruz. Çevre yapmanın kötü bir şey olduğunu değil çevrenin her şey olmadığını, kendimize güvenerek arkamıza bakmadan yola çıktığımızda da harika başarılara imza atabileceğimizi söylüyorum.

Güvenli, sigortalı, gym üyelikli işinizdeki patronunuz ne kadar sempatik olursa olsun kendi işinizi yapmanın dayanılmaz bir hafifliği var. Zaten maaşlı çalıştığınız bir işten atılmama riskiniz de olmadığı için bir takım özgürlük ve insiyatifleri 65 yaşından sonra deneyimlemek günü gelince üzebilir ve geriye dönüşü de olmaz.

En azından gençliğimde bir iş fikrim, hayallerim vardı ama yapmadım demezsiniz. Ben herkesi az düşünüp olabildiğince çabuk kendi işini yapmaya şevk etme taraftarıyım. Düşün düşün bir yere kadar.

4. EMLAK YATIRIMI

Aslında konut kredisiyle daireye girmekten bahsetmiyorum. 36 yaşıma kadar emlağa yatırım yapmak gibi bir düşüncem hiç olmamıştı çünkü Doğa Ana’dan parsellere ayırıp çaldığımız ve ismimize tapuladığımız toprak parçaları aslında bizim değil, kimsenin değil.

Kendi kendimize oluşturduğumuz bir sistemle (para sistemi gibi), toprağı satın almaya başlamışız ama o toprağa ilk “benim” diyenler bildiğiniz üstüne yatmış yani haksızken hak iddia etmiş ve bu böyle süregeliyor.

Yine de o zamanlar içinde bulunduğum şartlar ve uluslararası bankacılık sisteminin çok kötü olması sebebiyle toprak edinmiş bulundum. Yatırım yaptığım arsalardan birinin üstüne ihtiyaç nedeniyle arsanın yalnızca 10 da birini kaplayan oturduğum evi yaptım, diğerleri boş duruyor.

Bankada bıraksaydım şu an sıfır faiz getirecek olan her kuruşu alnımın teriyle edinilmiş kazanımlarım, şu anda gıda güvenliği tekrar gündeme geldiği için en geçerli yatırım birimi haline geldi. Kenarda köşede varsa özellikle de tarım arazisine yatırım yapmak bana çok mantıklı geliyor.

Benim yaşadığım yerleri akılcı yatırım haberlerini önceden alanlar çoktan parsellemeye başladı. Bu konuda bilgi almak isterseniz bana email yoluyla ulaşabilirsiniz.

5. SANAT YATIRIMI

Sanat gözünüz varsa, evinizin duvarına hem bakmaya doyamadığınız ve hem de zor günlerde ya da zamanı geldiğinde aldığınız fiyatın üstüne elden çıkartabileceğiniz bir kaç tablo, heykel ya da instalasyona yatırım yapmaktan bahsediyorum.

Sanat eserleri birincil olarak her biri dünya üzerinde tek olduğu için değer taşır. Sanatı değerli kılan ikinci şey ise başkalarının ona verdiği değer. Ancak üçüncül olarak çizgi ve betimleme mükemmelliğinden bahsedebiliyoruz.

Ben ismi çok duyulmuş ve haliyle eserleri yüksek fiyattan bulunan sanatçılar yerine emerging artists yani yükselme potansiyeli olan sanatçıların eserlerini tercih ediyorum. Yine de kayda değer yatırımlar bunlar. Sanata hiçbir ilginiz dahası bilgi ve “sanat gözü”nüz yoksa buralara hiç girmeyin derim. Tabii Nuri İyem alacak kaynağınız varsa konuya hakim olup olmamanız fark etmiyor.

6. İKİNCİ PASAPORTU EDİNMEK

Beyaz avantaj olarak ifade edilen kavramı duymuşsunuzdur. Şanslı ülkelerde şanslı pasaportlarla doğup bunun farkında olmayan, Hindistan vize istediğinde anlam veremeyip tüm dünyanın kendi arka bahçesi olduğunu varsayan insan türü.

Biz onlardan olmadığımız için -hayattaki amaçlarımız ışığında- dünyayı gezip beğendiğimiz yere yerleşme gibi bir lükse de sahip değiliz. Tatillerde sizi hep ziyarete gelen Almanya’daki kuzeninize davet mektubu, bankada para, maaş bordrosu gibi saçma sapan belgeleriniz olmaksızın iade-i ziyaret yapayım ya da yurtdışına gidip bir süre dövizle kazanayım diyorsanız ikinci bir pasaport edinseniz iyi olur. Bu konuyla ilgili yazmış olduğum blog yazısı bolca paylaşıldı, çokça okundu. Henüz okumadıysanız buradan ulaşabilirsiniz.

2. Pasaportu Yatırımsız Almanın En Kolay 2 Yolu

7. BAŞKALARININ FİKRİNE SAYGI DUYUP KENDİ BİLDİĞİMİ YAPMAK

En başta gelen yatırım insanın kendine yaptığı değil midir? Sevdiğim bir laf var; “bir fikir ancak herkes delice olduğunu düşündüğünde peşinden gidilmeye değerdir” der. Zaten başkalarına kendimle ilgili projeler ya da hayatımda yapacağım değişimlerle ilgili ne düşündüklerini onay almak için soran bir tip değilim.

Fikir beyan etmek isteyen olursa dinlerim, bazı insanlar kafa açar ama çoğu (buna sevenlerimiz de dahil) korumacı ya da inançsız ve dolayısıyla modunuzu düşüren yorumlarda bulunabilirler. Ne düşündükleri onları ilgilendirir. Herkesin yolu başkadır ve kendi yolumuzu sadece kendimiz çizebiliriz.

Zaten insanların çoğu ya şöyle olursa ya böyle olursa diye hayıflandıkları hayatlarını değiştirmek için aslında hiçbir şey yapmazlar. Ben şimdiye kadar hep kendi bildiğimi yaptım, bir şey olmadı. Düşünce düştüm, kalkınca kalktım kutladım. Vereceğiniz hesap yalnızca kendinize.

Lombok (Endonezya)

8. KİŞİSEL SOSYAL SORUMLULUK

Paylaşmak, yardım etmek güzeldir. Nöro-pazarlama alanında bile atlanan şeyler var. İnsan türü rasyonel olmayabilir fakat bir fayda beklentisi olmadan verme eyleminin uzun vadede biz insanlara iyi geldiği açık.

Firmalar kurumsal sosyal sorumluluk projelerinde karşılık beklentisi olmadan tek kuruş harcamazlar. Genel olarak hedef kitlelerinden daha fazla ve daha çok harcayan müşterileri “yaptıkları iyilik projeleriyle” etkilemeyi ve markalarına ek fayda sağlamayı hedeflerler.

Oysa bireysel sosyal sorumluluk bambaşka bir olgu. Tamamen kişinin insiyatifinde. Durumunuz varken burs sağlayacağınız bir öğrenci, durumunuz yokken doyurabileceğiniz bir çocuk, size akıl danışmak için gelenlere ayıracağınız zaman, iş modelinizi social enterprise (sosyal şirket) olarak belirlemek sadece birkaç örnek.

The Mexican Kitchen, Gili Air. Sosyal etki projelerimizden birinde ekibimle okullara ihtiyaç dağıtmak için bir günlüğüne kapalıydık.

Benim favorilerim, otuzlu yaşlarda hayatıma kalite ve anlam katan yatırımlarım bu şekilde. İstatistikler kadınların en iyi kazandıkları ve zirvelerinin doruğunda performans sergiledikleri zamanın 39 yaş olduğunu söylüyor. Bilgi birikimi ve deneyimin tepede, enerjinizin de hala yerinde olduğu zamanları kullanmak önemli.

Tabii ki aile kurmak, arkadaşlıklar ve diğer sosyal kavramlara da bir nevi yatırım gözüyle bakanlarımız var. Ben o şekilde değil de insani bir yaklaşımla bakıyorum. Zaten aileyi gelecek yatırımı olarak kuruyorsak, vay halimize.

İnsanın kendine yaptığı yatırım hayat kalitesini artırıyor, hayal dünyasını genişletiyor ve bazen de sınırlarını zorluyorsa doğru yatırımdır. Kendinizi dinleyin, yeni beceriler edinin ama başkalarının etkisi altında kalmadan.

 

YORUMLAR

    Bu konuya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...

YORUM YAZ