Dünyanın En Büyük Havayolunu Nasıl Dize Getirdim?

Dünyanın En Büyük Havayolunu Nasıl Dize Getirdim?

Meksika’dan Sydney’e dönüyordum. Meksika’dan her ayrılışımdaki gibi gözlerim yaşlı, ağırlığımca tako yemişim daha da yiyesim var ama nafile. Maalesef ABD üzerinden aktarmam var. Uçak Meksika’dan rötarlı kalktığı için ben dahil bir çok yolcu Los Angeles’ta bağlantı uçuşlarımızı kaçırıyoruz. Saat sabahın üçü. Yanımda bir Amerikan doları bile yok ve bavullarım çok ağır çünkü  alışveriş yapmışım; çeşit çeşit soslar, epazote ve üzeri acı kaplı lolipoplar…

Sokak takocusunun tepesinde yine ben, hep ben...

Biletimi Dünya’nın en büyük havayolu olan Delta’dan almıştım. Bunu belirtmemin sebebini ilerleyen dakikalarda anlayacaksınız.

Rota şu şekildeydi; Sydney-LA-Meksiko ve fakat Sydney-LA ayağı Delta ile, LA-Meksiko ayağı ise Meksika havayolları ile ki bu kod paylaşımı dedikleri şey ile yolcunun uzaktan yakından bir alakası veya tercih hakkı olmuyor. Bileti Delta satıyor, uçuşu Mexicana yapıyor. Bileti Singapur Havayollarından alıp THY ile uçuyorsunuz, olan şeyler.

Sabahın üçünde cebimde beş Amerikan kuruşu yok iken ve tepemde bir büyük sırt çantası, iki battal boy bavulla ne yapacağımı anlamaya çalışırken… Bir de baktım ki Delta kontuarı kapanıyor. İri, ürkünç ve beden dili kimseye yardımcı olmak istemediğini elli metreden belirten Afro-Amerikalı kadın görevliye durumu anlatıyorum. Göz kontağı bile kurmadan “ben kapatıyorum, yardımcı olamam” diyor. Bağlantısını kaçıran diğer yolcular Qantas’tan yeni bilet almaya karar veriyorlar. Bir hatam yokken yeni bilet almak bana saçma geldiği için kadını irite etme pahasına ısrar ediyorum. “Meksika’dan sizi getiren firma bizim firmamız değil, sorumluluk kabul etmiyoruz” diyor oysa ben biletimi Delta’dan almışım, onlar kendileri kod paylaşımlı bir uçuşa koymuşlar beni. Anlamıyor.

“Bir sonraki Sydney uçuşu yarın aynı saatte, farkını ödeyip alabilirsin, ücreti yirmi üç yirmi dört” diyor. Uçağı ben kaçırmadığım için bu da saçma ama uçuş ve gece sarhoşluğuyla yirmi üç dolar için keyfimi bozamam deyip kartımı uzatıyorum. Sonra da gözlerim fal taşı gibi açılıyor! Çekilen miktar iki bin üç yüz yirmi dört Amerikan doları! Yeni bilet alsam yarısı tutar… Kadın apar topar olay yerinden ayrılıyor, yaka kartına bakıp ismini öğrenemiyorum bile…

Los Angeles ta tanıdığım biri yok, olsa da o saatte arayamam zaten ABD uyumlu SIM kartım da yok. Bavulları emanete bırakıp sırt çantamla üstünde ücretsiz servis aracı yazan bir minibüse biniyorum, beni ucuz bir havalimanı oteline götürecek. Otele varıyoruz, ben koca çantamla en azından kapıyı tutması için yardım beklerken, şoför kapıyı üstüme kapatıp arkamdan da hoş olmayan şeyler söylüyor. İnerken bahşiş vermedim diye. Amerika’ya hoş geldiniz! Oysa birkaç saat önce Meksika’da her şey ne harika, insanlar ne kadar sevimliydi…

Ertesi gün aynı servis aracına yine bahşiş bırakmadan biniyorum, bu arada ucuz havalimanı oteli 60 dolar! Sydney uçağına biner binmez şikayet formu doldurmak istediğimi söylüyorum. Uçaktan inerken formu görevlilere bırakıyorum ama takibi zor bir dava.

Türküm, Meksika’ya gitmişim, Avustralya’ya işime dönmüşüm ve Dünya’nın en büyük hava yolu Delta Havayollarına kafa tutuyorum. Bu arada Delta’nın CEO’sunu araştırıyorum ve adam Harvard Hukuk mezunu çıkıyor! Sorun değil diyorum, çünkü mağdur ve haklıyım.

Şikayet formuma yanıt gelmeyeceğini bildiğim için CEO abi’ye e-mail atıyorum. Sonu gov.au ile bitiyor diye (yani Avustralya hükümetinin resmi e-mail adresi) belki bir işe yarar umuduyla...

Durumu izah ediyor, Avustralya İngilizcesinde yirmi üç yirmi dört ’ün yirmi üç dolar yirmi dört sent olduğunu ayrıca kod paylaşımlı uçuş olduğundan haberim olmadığını ve Delta kontuarındaki görevlinin hem kaba hem ilgisiz davrandığını anlatıyorum. Yirmi üç yirmi dördümü artı onların yüzünden ödemiş olduğum altmış dolar otel ücretini talep ediyorum.

İş yerindeki meslektaşlarım boşuna vakit harcadığımı, böyle büyük ölçekte bir firmayla boy ölçüşemeyeceğimi söylüyorlar. İşyeri avukatımıza danışıyorum “uluslararası bir mesele olduğu için zor görünüyor, Amerika’da avukat tutman lazım diyor”.

Sydney'de 6 yıl çok severek çalıştığım iş yerim STARTTS'ta aynı zamanda dayım sponsorluğunda forma dağıtıyordum...

CEO’nun asistanından cevap mektubu geliyor. Olumsuz, otomatik ve kısa. Senelerin gezeleyeni olmak ciddi bir iş, öyle bir olumsuz yanıtla yılmıyorum.

Tekrar yazıp bu sefer oyunumu bir kademe ileri götürüyorum. Kararlı, tehditkar ama nazik bir dille. Tekrar olumsuz cevap alırsam işi avukatıma devredeceğime ve eğer iş oraya gelirse daha önceki taleplerimin üzerine çektiğim sıkıntı ve gördüğüm muamele sebebiyle tazminat talebi de ekleneceğini yazıyorum. Sakin, nazik, profesyonel, haklarını bilen bir vatandaş edasıyla.

Kimsenin hakkını yemedim, kimseye de hakkımı yedirmem diyorum kendi kendime. Bana “vakit kaybı” diyenlere kulak asmıyorum, kendi iç sesimi dinliyorum.

Üç gün sonra olumlu yanıt geliyor ve bir hafta içinde para hesabımda. Üstüne bir de özür dilemek için bir dolu mil hediye ediyorlar. Zaten normali de bu.

Başınıza gelirse siz de yapın diye paylaşıyorum. Hem gezeleyin hem hakkınızı arayın.

Nestle’nin de YK Başkanı Harvard mezunu ama suyun temel insan hakkı olmadığını, şişelenip satılması gereken bir emtia olduğunu iddia ediyor (bahsettiğim kişi Peter Brabeck, firmanın web sayfasında bunu yalanlayıcı ifadeler var ama adamın o meşhur idiot konuşması YouTube da hala var isterseniz linkini veririm). Yani çok da akıllı değiller… 

HOMO ERKETUS-GEZERUS: EVRİMİNİ TAMAMLAYAMAMIŞ GEZGİN

GEZELERKEN YAPILAN PAZARLIĞIN 5 ZARARI

 

 

YORUMLAR

    Bu konuya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...

YORUM YAZ