Sıkça Sorulan Sorular

Sıkça Sorulan Sorular

Bloğumun adı neden Meksika Mutfağı?

Meksika Mutfağı aslında yıl sonunda yayınlanacak kitabımın adı. Kitabın ismi ve konusu da Endonezya'nın Gili Air adası'ndaki The Mexican Kitchen isimli restoranım. Bir diğer sebebi ise meksika mutfağı yani yemeklerine düşkünlüğüm. Hayatıma yön veren hemen her şey 18 yaşımda Meksika'ya gitmemle şekillendi sanırım...

Ne kadar zamandır yurtdışında yaşıyorum?

2005 yılından beri aralıksız olarak ama farklı yerlerde.

Hangi ülkelerde yaşadım?

Almanya, Avustralya, Meksika, Nijerya, Türkiye.

Buralara nasıl ve neden gittim, ne süreyle kaldım?

Almanya – 5 ay, AIESEC yurtdışı staj programı.

Avustralya – 7 yıl, göçmenlik başvurusunda bulunarak gittim. İlk sene İngilizcemi ilerletip çeşitli işlerde çalıştım (barmenlik, temizlikçilik ve küçük ofis işleri). Daha sonra kendi alanım olan mülteciler ve zorunlu göç konusunda işe girdim ve kariyerime devam ettim. Avustralya’da aynı zamanda burslu olarak yüksek lisans yaptım. 2010 yılında Avustralya’nın en başarılı elli kişisinden biri seçilerek Australia Endeavour Awards nişanına layık görüldüm. Avustralya maceramı, yanıp küllerimden tekrar dirilişimi ayrı bir blog yazımda anlatacağım.

Meksika - İlk olarak bir öğrenci değişim programıyla burslu olarak on bir ay kaldığım ve üniversiteye gittiğim Meksika hala en çok ziyaret ettiğim ülkeler arasında. En son Mart 2019 da Meksika yemeklerinin Le Cordon Bleu’sü sayılan ESGAMEX de Meksika mutfak sanatları eğitim gördüm. Oldukça sancılı bir süreç olmasın rağmen değdiğine inanıyorum çünkü şu an hem Türkiye hem de Meksika restoranımın bulunduğu Endonezya’da ESGAMEX sertifikalı tek kişiyim.

MEKSİKA YEMEĞİ SANDIĞIMIZ GRINGOLAR

Türkiye: İstanbul doğumluyum ve Türk vatandaşıyım, 27 yaşıma kadar Meksika da geçirdiğim sene ve ara gezelemeler dışında Türkiye’deydim.

Nijerya: Ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Bende çok travmalar bırakmış kara bulutların kara Afrika’sı. Kısaca Nijerya Kızılhaç’ında görev yaptım. Çok isterseniz Nijerya anılarımla ilgili yazabilirim ancak silahlı saldırılar ve bebek ölümleri dışında pek bir şey hatırlamıyorum. Bir de tabii ki değerli arkadaşlıklar.

Hangi ülkeleri gezdim?

ABD, Almanya, Arjantin, Avustralya, BAE, Belçika, Belize, Brezilya, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Endonezya, Fiji, Fransa, Gürcistan, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, İtalya, Japonya, Kamboçya, Katar, Kazakistan, Kenya, Kırgızistan, Küba, Kuzey Kıbrıs, Maldivler, Malezya, Meksika, Moğolistan, Nijerya, Norveç, Peru, Polonya, Rusya, Singapur, Tayland, Türkiye, Uganda, Vietnam, Yeni Zelanda, Yunanistan.

Yabancı dil biliyor muyum?

Anadilim Türkçe. İngilizce, İspanyolca ve Endonezya dillerini akıcı konuşuyorum. Almancam da eskiden akıcıydı ama şimdi paslandı, Almanlar İngilizce biliyor zaten diye boş veriyorum. İşime gelince Portekizce ve Malay dillerini de gayet iyi anlarım. Almancayı okulda, diğer konuştuğum dilleri kendi kendime, dilin konuşulduğu ülkelerde yaşayarak öğrendim.

Nasıl bu kadar gezeleyebiliyorum?

Öncelikle şunu söyleyeyim, öyle çıkıp da dünyayı Batılı gezginler misali vakit ve nakit rahatlığında gezelemedim. Bu seyahatler bir yaşama yayılmış, bir kısmı iş gezileri arasına serpiştirilmiş, kalanı da kişisel inisiyatif olan maceralar.

Çalışan ve iş seyahatine çıkmak isteyen arkadaşlara önemle duyurulur; işyerinizle kazanç-kazanç ilişkisi kurun. İş gezilerine iş bitirici elemanlar gönderilir çünkü amaç gezmek değil iş bağlamaktır.

İnsanı çok geliştiren, kendine olan güven ve öz değerini artıran bir deneyim gezmek. Kuracağınız bağlantılar ve dostluklar da cabası.

Yalnız seyahat ederken nelere dikkat ediyorum?

Gezelemeyi, yeni yerler görmeyi ve keşfetmeyi çok seviyorum. Soruya cevabım İngilizce tabirle common sense (Türkçe en yakın anlamı sanırım sağduyu). Sağduyum en yakın arkadaşım.

Biraz açacak olursak: Otostop çekmem, uyuşturucu kullanmam, gereksiz risklere girmem, göre göre macera olsun diye kendimi tehlikeye atmam, kadınlığımı kullanmam, herkese kibar ama mesafeli yaklaşırım, yolda arkadaş canlısıyımdır ama hayır demekten çekinmem, insan seçerim, ayağımı yorganıma göre uzatır yolda parasız kalıp mucizeler beklemem, güvenli yerlerde konaklarım.

Bunların yanında, yolda düşman değil dost biriktiririm, gereksiz insanlarla ve ortamlarda vakit harcamam çünkü zaten tahammülüm yok. Yalnız geçirdiğim vakti üretici kullanırım, plan yaparım, gözlemlerim.

Kalabalığa karışırım, yerine göre giyinirim, insanlara güvenirim ve Tanrı’nın beni koruduğuna inanırım. Kimseye fenalık yapmam, üç kuruş için çingene pazarlığı yapıp sokak satıcılarından ah almam, benim cebimden çıkan ekstra iki sent o adamın evine üç ekmek fazla götürmesini sağlayabilir diye düşünürüm. Bu konuyla ilgili blog yazımı buraya tıklayıp okuyabilirsiniz.

İnsanların güvenini kazanmaya odaklanırım. Bir yere gitmeden önce gelenek, kültür ve sosyal dokusuyla ilgili ön araştırma yaparım. Kendi deneyimimi yaşadığımın bilincinde olarak kimseyle yarışa girmem. Dostlar alışverişte görsün diye değil kendim için gezerim.

Fotoğraf çekme alışkanlığım pek yok. Çektiğim zaman da Amazon cangılında ya da Bali de yerliler nehirde yıkanırken insanların burnuna kamera lensimi sokup deklanşörü otomatiğe bağlamam. Saygısız ve tehlikeli işlere girip en harika fotoğrafları çeken gezginlerin NatGeo ya fotoğraf satabildiğini sanmıyorum.

Gittiğim yerlerde gün batımı saat ve yönüne dikkat ederim, oturur gün batımını izlerim.

Aklıma çok yatmadıkça başkalarıyla tatile ya da geziye çıkmam, her şeyin beraber yapılması her yere beraber gidilmesi durumları doğama pek uymuyor. Birkaç kişiyle seyahat ediyorsam da başkalarını zor durumda bırakmadıkça kendi programımı yaparım. Bazen de arkadaşlar programı yapmış, yol haritamızı çıkartmış olur, kafamı yormadan onlara uyup ilgi alanlarım dahilinde nereye gidiliyorsa giderim.

Bilmediğim ortamlarda uyumlu davranırım.

Gittiğim yerin yerlilerinden bilgi edinirim; akşam sokakta bulunmak tehlikeli mi? Sebze meyve alışverişini yerli halk nereden yapıyor? Musluk suyu içilir mi? Akrepler zehirli mi? Yılkı atları binilir mi? gibi…

Gezilen yer ve şartlara göre yani. Genel kural smart traveler olmak yani kafayı kullanarak gezmek ki bu bence Türk insanının genlerinde zaten var ama hatırlatmakta da fayda var. Siz yine de yılkı atına binmeyin, ben çocukluğumdan beri atların tepesine tırmanırım ve bir şekilde hiç tepilmedim.

Fotoğraf: Janset Berzeg - 2012, Kızgızistan

Seyahat bütçemi nasıl yapıyorum?

Nasıl olduysa bütçeleme konusunda fena değilimdir. Oysa üniversitede birinci sınıf muhasebeye giriş dersini son senede zor vermiştim, hala rüyalarıma girer.

Yani aslında pek atla deve de değil seyahat bütçesi, ne kadar ekmek o kadar köfte. Yine işin içine tercih meselesi giriyor.

Aynı miktarda bütçe ile güzel bir otelde kalıp tek şehir görebilir, ya da pansiyonda kalmayı tercih edip daha çok müze ve ören yeri gezebilirsiniz. İsteyen alkole harcar, isteyen yemeğe.

Benim izlediğim yöntem, yurtdışı seyahat bütçesi yaparken unsolicited business expenses yani öngörülemeyen harcamalar tadında cüzdan köşesi yapılmış nakit bulundurmak.

Dünyanın bin bir türlü hali var ve bilmediğiniz bir coğrafyada sefil olmanın lüzumu yok. Ya da ne bileyim kısıtlı bütçeyle geziyorsunuzdur, bir hafta sandviçle beslendikten sonra canınız tatlı çektiyse, bütçe de bütçe diye bir tarafınız şişmesin. Tatlınızı yerseniz iyi bir bütçe yapmışsınız demektir. Şükretmeyi de unutmamak gerek.

Yaşam tarzımı sağlayan değirmenin suyu nereden geliyor?

Bu sorunun tek ve basit bir cevabı var: çalışıyorum. Kendi işimi kurarken ve hayatımın birçok alanında çalıştığım işlerde ne gerekiyorsa onu yaptım, yapıyorum.

Hem aklımı hem bileğimi kullanıyorum, elimden geldiğince.

İşletme sahibiyim diye restorana at arabasıyla malzeme geldiğinde, çalışanlar meşgulse oraya buraya emir yağdırmıyorum. Gidip arabacıya yardım ediyor, zaman zaman domates dolu küfe, kasa kasa bira taşıyorum. Neden? Çünkü o gıdaları bize bahşeden Doğa Ana’ya, yetiştiren çiftçiye, taze taze kapımıza ulaştıran arabacıya, o an meşgul olduğu için malzeme taşıyamayan çalışanıma, tazelik sözü verdiğim müşterime saygım var. O domatesleri güneşin altında saatlerce bekletecek karakterde olsaydım, bu işe zaten hiç girmezdim.

Yani değirmenin suyu tamamen benden geliyor. En tatmin edici tarafı da bu galiba. Olduğu zaman geziyorum, olmadığında gezmiyorum. Şartlara adapte oluyorum. Yaradan hem doyacak hem doyuracak güç veriyor o zaman. Çok şükür.

Küçük sayılabilecek bir yaştan itibaren nasıl gezdim?

Kendi işletmemi kurana kadarki dönemde hep çalıştım. Çoğunluğu yurtdışı seyahat gerektiren işlerdi. Aslında hepsi, iş başvurusu yaparken ana kriterim bile buydu sanırım. Hep devlet okullarında okudum. Üniversitede yazları zaten hep çalışırdım, turizm sektöründe ya da şirketlerde staj yaparak. Yurtdışı burs fırsatlarını araştırırdım, o zamanlar Erasmus da yoktu, şimdi onlarca fırsat var. Örneğin Endonezya hükümetinin DARMASISWA isimli yabancı öğrenci burs programı var.  

Türkiye’nin de içinde bulunduğu yaklaşık 50 ülkeden üniversite öğrencisine Endonezya dili, sanatı, tarihi ve müziği üzerinde çalışmak üzere burs sağlanıyor. Araştırmak lazım. İsteyince oluyor, sanılanın aksine kendi kaynaklarınız dışında bir şeye ihtiyacınız aslında yok. Talep doğrultusunda yurtdışında benzer fırsatlar ile ilgili bir dosya hazırlayabilirim.

Şimdi nerede yaşıyorum?

Endonezya’da, Bali yakınlarında Gili Air isimli küçük bir adada. 2014 Mayıs ayından beri Gili Air ana ikamet adresim. O zamanlar oralar dutluktu, şimdi daha modern ve ihtiyaçlarımızı karşılayabileceğimiz daha çok ve çeşitli seçenekler var. 

Gili Air nasıl bir yer?

Bali’ye hızlı feribotla 1.5 saat mesafede, her biri kendine özgü karaktere ve ambiyansa sahip üç küçük tropik ada’dan biri Gili Air. Etrafı yalnızca 4.5 km olan küçük bir tropik ada. Beyaz kumlu plajları, tertemiz turkuaz suları ve palmiye ormanlarından oluşan cennet müsveddesi ada, ideal bir tropikal tatil beldesidir. Rahat kültürü, sessiz cazibesi ve bozulmamış doğası ile Endonezya’nın en sevilen dalış merkezi ve unutulmayan tatillerin adası Gili Air.

GILI ADALARI: POLİS YOK, ARABA YOK!

Lombok'un kuzeybatı sahillerine 10 dakikalık deniz mesafesinde yer alan Gili Air, Gili adalarının en dengelisi olarak bilinir, sebebiyse Gili Meno’nun çok sakin, Gili Trawangan’ın ise parti adası olması. Ben onları da seviyorum hele de Gili Meno çok güzel bir ada, tam dokunulmamış tropikler. 

Gili Air’e dönecek olursak, sadece 1.500 kişilik bir köyü barındıran bu küçük ada tam bir huzur ve sükunet yeri. Bir palmiye ağacının altında uzanıp, uzun beyaz kumlara çarpan dalgaları dinlerken, modern dünyayı tamamen unutturan bir doğası ve enerjisi var.

Gili Air, ortalama 28 ° C hava sıcaklığı ve yaklaşık 26 ° C su sıcaklığı ile yıl boyunca tropikal iklime sahip. Yağmur mevsimi Kasım'dan Nisan'a, kurak mevsimi Mayıs'tan Ekim'e kadar ama yağmurlar her yıl azalıyor gibi geliyor bana. Yakındaki iki yanardağ, Lombok'taki Rinjani Dağı ve Bali'deki Agung Dağı tarafından korunan ada, Endonezya'nın geri kalanından daha kuru bir mikro iklime sahip.

Gili Air, sessizlik, rahatlama ve eğlence yaşamının mükemmel bir karışımı aynı zamanda. Ada’nın etrafında deniz kenarında sıra sıra bar ve restoranlar bulunsa da boş sahiller de mevcut. Gili Air pek öyle büyük çılgın partilerin yeri olmasa da Dolunay’da beach partileri oluyor ve Perşembe akşamları dışında her gece birçok mekanda canlı müzik oluyor. Benim favorim muhteşem gün batımlarının tadını çıkarmak.

Gili Air’i Bali’den ayıran bir başka fark da araba veya motosiklet bulunmaması. Trafik gürültüsü ve hava kirliliği yok. Hindistan cevizini yudumlarken dinlenmek, şnorkelle yüzmek ve doğanın tadını çıkarmak için mükemmel bir yer. Harika fotoğraflar çekmek istiyorsanız, Gili Air tam size göre. Beyaz kumlu plajlar, berrak ve masmavi sular, palmiye ağaçları ve kocaman gülümsemeleriyle ada yerlileri… Çocuklarımız da çok ama çok tatlı, Gili Air’in hem yerli hem yabancı sakinlerinin oldukça çok çocuğu var ve çocuklarımız adada gönüllerince serbest dolaşıp oynarlar. Benim çocuğum yok, çocuklarımız diyorum çünkü hepimiz tüm çocuklara sahip çıkıyoruz.

Gezeleyen çocuklar dışında gezeleyen tavuklar, inekler, keçiler ve kediler de her yerde karşınıza çıkabilir. Gün batımında arabacıların atlarını sevgi ve itinayla denizde yıkadıklarını görebilirsiniz.

Aynı zamanda Gili Air, tüm Gili Adaları'nın en iyi plajlarına sahip. Kum şeridi diğer adalardan daha geniş ve hatta daha beyaz. Ada’nın doğu tarafında, sahilden hemen mercan resiflerine erişim var, rengarenk balıklarla her saat yüzmek mümkün. Lombok'un yemyeşil dağlarına bakan doğu kıyısı, restoranların ve kalacak yer seçeneğinin de bol olduğu bir bölge.

Gili Air son birkaç yılda açılan birkaç butik, organik ve vegan kafeler ve de yoga merkezleriyle daha da çekici ve yaşanır hale geldi. İyi de oldu, benim taşındığım zamanlar tek bir bakkal ve bir tane de yoga stüdyosu vardı ve kaliteli yemek yenebilecek yerler çok çok azdı. Elektrik günde birkaç saat ile ve jeneratörlerle kısıtlıydı. Halen elektrik kesintileri olsa da şimdi altyapı çok daha iyi. Internet de var, çoğu yerde wi-fi zaten var, ayrıca 4G de fena çekmiyor, çok hızlı olmasa da var (elektrikler kesik değilse).

Gili Air’de ne yapıyorum?

Ada’nın kuzeydoğu sahilinde The Mexican Kitchen isimli şirin ve kendi çapında tanınmış bir restoranım var. Yemeklerimiz ve kokteyllerimiz çok lezizdir, beklerim. Aynı zamanda havuzlu müstakil villa kiralıyorum. Zaten ada 100% turizmle geçindiği için, turizm ve alt kolları dışında yapılabilecek pek bir şey yok sanırım.

The Mexican Kitchen’ın arkasında acısıyla tatlısıyla çok ilginç bir hikaye var. Meksika Mutfağı isimli kitabım yayınlandığında hepiniz öğreneceksiniz.

Hayatımın geri kalanını Gili Air de mi geçireceğim?

Bilmiyorum. Bildiğim tek şey hayatımın geri kalanını tek bir yerde geçirme zorunluluğum olmadığı. Türkiye – Endonezya arası bir düzen kurmayı düşünüyorum, ailemden kalan son parçalar benim için değerli.

Türkiye’ye ne sıklıkta geliyorum?

Genelde yılda bir kere, birkaç haftalığına.

Gili Air’den ne sıklıkta çıkıyorum?

Bazen haftalarca çıkmıyorum. Bankaya gitmem gerekiyorsa yan adaya (Gili Trawangan), restoranın eksikleri ya da diş hekimi için ise Lombok adasına gitmem gerekebiliyor. Kültürel aktiviteler, festivaller ve arkadaşlarımı görmek için de arada Bali’ye gidiyorum. Senede bazen iki senede bir, görmediğim bir ülkeyi gezmeye gittiğim ya da kişisel gelişimime katkıda bulunacak bir aktivite için Ada’dan çıktığım da oluyor. Onun dışında yılda bir de Türkiye.

Kendimi yalnız hissediyor muyum?

Küçük bir adada yaşamanın en güzel taraflarından biri de bu. Yalnız kalmak istediğimde evimde oturuyorum. Kapıdan dışarı çıktığım andan itibaren mutlaka birilerine rastlıyorum. Gili Air gerçekten küçük, hemen herkesin birbirini tanıdığı bir köy. Yani yalnız değilim ve yalnız hissetmiyorum. Yalnız hissettiğim tek konu ilk yıllarda, samimi arkadaşlıklar kurana kadarki zamanda, işyerimin kendi içindeki sorunlarıyla ilgiliydi. Zaten o zamanlar istesem de bana yardım edebilecek pek kimse yoktu, sonradan gelen arkadaşlara ekseriyetle ben yardımcı oldum.

The Mexican Kitchen’ı kurmadan önce ne yapıyordum?

Bali de bir Sivil Toplum Kuruluşuna danışmanlık yapıyordum. Onun öncesinde de Avustralya da yaşıyor ve çalışıyordum.

Tropik Adada Yaşama Rüyamı Nasıl Gerçekleştirdim?

Kısmen verilen kararlar ve planlama, kısmen kader ve işin geri kalanını da akışa ve sağduyuya bırakmanın hikayesi. Bu süreçte başıma gelenleri, mutluluklarımı, buhranlarımı detaylı bir şekilde yazdığımda bir baktım ki kitap olmuş. Okuyunca gördüm ki hayatta yılmak diye bir şey olmadığını düşünüyormuşum. Hala da öyle düşünüyorum.

Geriye bakmak, kendini suçlamak, başkalarını suçlamak, hayıflanmak, çözüm üretmekten kaçınmak, bazı olayları zamana bırakmamak, olayları fazla irdelemek, onun bunun yaşamına özenmek ama oraya ulaşmak için bir şey yapmamak, plansızlık, negatiflik, uzun süre üretkenlikten uzak olmak, kendine acımak, ruh ve beden sağlığına dikkat etmemek, herhangi bir alanda aşırıya kaçmak, kalp kırmak, uzun süre kalbi kırık dolaşmak, bayacak şekilde dert yanmak ve şartlardan şikayet etmek gibi yaklaşımların kimsenin hayrına işlediği görülmemiştir.

Polyanacılık oynadım demiyorum, düştüm, kalktım ama önüme baktım, bildiğim gibi yaptım. Sevdiğim bir laf var: “Varacağı limanı bilmeyen yelkenliye hiçbir rüzgar yardımcı olamaz”.

Tropik adada mı yaşamak istiyorum? İşimi şansa bırakmadım. Hazırlandım, gittim, gördüm, kokladım, araştırdım, sordum, dilini öğrendim, çalıştım, kurdum, yaptım ve sonrasını akışına bıraktım. Benim algımda hayat böyle bir şey, tarz meselesi. Başıma gelen en güzel şeyler kurduğum insan ilişkileri sayesinde, en fena şeyler de inat ve hırs yüzünden oldu.

“Yapabileceğimin en iyisini yaptığıma inanıyorsam, gerisini kainata bırakırım” kaidesini benimsedim. Şimdi çok huzurlu bir beraberliğimiz var bu felsefeyle. Yanlış bir karar almış olduğumu anladığımda, elimden gelenin en iyisini yapmış olduğumu bilmek bana “en azından denedim” dedirtiyor. Tropik adada yaşama konusuyla ilgili detaylı hikayeler blog sayfalarında ve Meksika Mutfağı kitabımda.

Bir sonraki seyahatimi nereye planlıyorum?

Endonezya’ya. Zaten orada yaşamıyor musun diyenleriniz haklı, evet yaşıyorum ve fakat pandemi sürecinde bir aile meselesi sebebiyle kısa süreliğine Türkiye’ye gelmiştim. Ansızın dönüş uçuşum iptal olduğundan dolayı da henüz dönemedim.

Mart ayından beri kapalı olan dükkanımı, arkadaşlarımı, adamı, deniz kaplumbağalarını ve zencefilli kahveyi özledim. Fakat işin romantikliği ötesinde, sorumluluklarım var. Beş ayı aşkın zamandır işsiz kalan çalışanlarımla maddi olarak elimden geldiğince ilgileniyor olsam da, sahip olduğum tek ev ve işyeri orada ve beni bekliyor. Özgürlük aslında büyük bir sorumluluk, tropik adada yaşıyor olsanız bile. Bu süreçte çalışma iznim bitti, ikinci dalga başladı. Turizmle geçinen Gili Air adasındaki müşteri profilini oluşturan yabancı turistlerin, en iyi ihtimalle Noel tatiline kadar egzotik tatil beldelerini sadece ekrandan izleyeceklerini öngörüyorum. Bu süreçte de İstanbul’u bırakıp Doğu Akdeniz’e yerleştim, yani keşfe devam.

EN FAYDALI 5 GEZELEME UYGULAMASI

Beş kıtada yaşamış biri olarak, yurtdışını kafaya koymuşlar için nerede yaşam kurmayı öneriyorum?

Cevabı çok göreceli ve kişisel olan bu soruyu çok alıyorum. Kimi ilk gidişinde benim “iyi ki gördüm ama asla yaşamam, bu ülkede bir gariplik var” dediğim Japonya ya aşık olur. Kimisi İsveç’i beğenir. Alman gider Mısır’dan büyülenir, Avustralyalı Laos’u beğenir. Göreceli dediğim bu.

Benim ilk görüşte aşkım Meksika ama orada daimi olarak yaşamayı düşünmem. Öyle bir anlatmış olmalıyım ki, yakın bir arkadaşım Meksika seyahati sonrasında “senin Meksika büyük hayal kırıklığıydı, fajita bile bulamadık” demişti. Falafel ne kadar Türk yemeğiyse fajita’nın Meksika mutfağına yakınlığı da işte o kadar. Merakınız varsa bu konuyla ilgili Meksika Yemeği Sandığımız Gringolar başlıklı blog yazıma göz atabilirsiniz.

Gezerken başkalarının görüşüne göre beklenti içinde olmamak lazım. Önemli olan farklı coğrafyaların üzerimizde bıraktığı hissiyat. Ben mesela gelişmiş ülke sevmiyorum, sokakta soğan kokusu, samimiyet ve renkler olsun istiyorum. O yüzden kimisi için Kanada bir numara, kimisi içinse Malezya.

Meksika dışında en sevdiğim yerler arasında Brezilya, Endonezya, Avustralya, Moğolistan, Küba, Uganda ve tabii ki Türkiye var. Kendi ülkem olduğu için söylemiyorum. Yabancı olsam kesin Türkiye de en az birkaç yıl yaşardım. Ülkemiz tam bir açık hava müzesi, plajları da muhteşem dağları da, lezzet ve kültür çeşitliliğimizin zaten dünyada eşi yok.

Bu bahsettiğim ülkelerin her birini farklı nedenlerden dolayı sevdim ama ortak bir noktaları var; çok enteresan yerler. Doğa’nın yer yer en vahşi haliyle gözlemlendiği, hepsi de birbirinden çok farklı coğrafyalar.

Bu ülkelere olan ziyaretlerimle ilgili hikayelerin bazılarını blog yazılarımdan okuyabilirsiniz.

Yurtdışında gezmek için dil bilmek şart mı?

Bu da çok yöneltilen sorulardan. Maksimumda verim almak ve başkalarına tabi olmamak için dil bilmek daha keyifli bence. Bilmeden de gezilir mi? Tabii ki gezilir. Yurtdışında yaşamak içinse yabancı dil şart bence ama gidince de öğrenebilirsiniz.

Yurtdışında yaşamak isteyenlere tavsiyelerim neler?

Bu konu tamamen yurtdışında ne amaçla yaşamak istediğinize bağlı. Ben, başka insanlar, başka coğrafyalar ve kültürlere olan iflah olmaz merakım sayesinde şu ana kadar beş kıtada yerleşik olarak yaşadım. Yaşarken de çalıştım haliyle. Aslında hayatımızı kendimiz şekillendiriyoruz. Kimsenin istediği hayatı yaşamak, dilediği gibi gezmek, öğrenmek için başkasının kaynaklarına ihtiyacı yoktur.

Söyleyebileceğim en önemli şey şu; vakit nakittir. İnsan ömrü gerçekten kısa, istesek de dünyanın her ülkesinde birkaç sene geçirmemiz mümkün değil.

Hedefinizi iyi belirleyin. “Bir şekilde kalırım” mantığıyla turist vizesiyle yurtdışına giden, ya da öğrenci vizesiyle gidip işleri rast gidenler yok mu? Var. Ama çok az. Ekseriyet, zor şartlarda hoş olmayan deneyimler yaşadıktan sonra tıpış tıpış geri dönüyor.

Yani önce amacınızı belirleyin derim.

Mesela ben Nijerya’da ruh sağlığımı nötr tutmaya çalışırken, bir yandan da başka yer arayışındaydım. Oturup Avustralya göçmenlik başvurumdan nasıl olsa olumlu cevap gelir diye boş boş  beklemedim. B planı ve C planı yaptım.

Araştırınca çok enteresan bilgi ve bulgulara ulaşıyor insan, elimizin altında internet ve her türlü bilgiye erişim özgürlüğümüz var.

Kafayı hafif sıyırmış ve sistemi anlayarak kendine yol çizmiş bir çok iyi niyetli kişi, internette bu bilgileri yayınlıyor, hazır önümüze sunuyor. O yemeklerden tatmak lazım.

Örneğin amacınız ikinci bir pasaport almak ise bu farklı bir strateji, bir süre yurtdışında yaşayıp çalışmak ve para biriktirmek ise daha başka bir strateji, dil öğrenmek için ise bambaşka bir çorba tarifini denemeniz gerekebilir. Bir ülkeye, kalmak amacıyla öğrenci vizesiyle giderseniz, önünüz tamamen tıkanabilir. Yoksa herkes dil kursuna diye gidip Kanada’ya yerleşirdi. Kanada hükümeti de bunu biliyor. Kapiş? Hedefiniz doğrultusunda araştırmanızı sağlam yapmanızı öneririm.

İkinci bir pasaport almakla ilgili bir blog yazısı üzerinde çalışıyorum, yakında Meksika Mutfağı blog yazıları arasında yerini alacak.

Farklı kültürlere adapte olmak ve hatta kendini kabul ettirmek ne gibi erdemler gerektiriyor?

Ön araştırma, yerinde araştırma, gözlem ve uyum diyebilirim. Eski köye yeni adet getirenlere hele de yabancıysa genelde çok sıcak bakılmaz. Gideceğiniz yerin tarihiyle ilgili kitaplar okursanız, insan davranışı ve neyi neden yaptıklarıyla ilgili cevaplara ulaşabilirsiniz. Gittiğiniz ya da yerleştiğiniz ülkenin yerlisi olan arkadaşlar edinmek ufkunuzu açacaktır ve onlara hemen hemen her şeyi sorabilirsiniz.

Tropik adada yaşayarak mutlu muyum?

Kısaca, evet.

Gili adaları gerçekten cennet mi?

Dünyada gerçekten çok güzel yerler var. En güzeli genelde ulaşımı en zor ve insan eli tarafından en dokunulmamış yerler oluyor fakat ben şahsen gidip Papua cangılında yaşamak istemem. Zaten dünyanın her köşesini de gezmedim, kendi kafamdaki kriterlere uyan, enerjisi bana uyan bir yer seçtim ve yerleştim.

Deniz kaplumbağalarının peşinde bir ömür geçer mi?

Ömür geçer mi bilmem ama ben yedi seneyi devirdim. Bayılıyorum onlara, iyi ki varlar.

Okuyacak kitap nereden buluyorum?

Genelde internetten ısmarlıyorum (son iki senedir adaya posta ve hatta kargo servisi var) ama tabii ulaşması biraz sürüyor.

Adada internet bağlantısı nasıl? Dijital gezginler için uygun bir yer mi?

Fena değil, çok iyi de değil. Esas sorun elektrik. Elektrik kesildiği zaman internet de gidiyor. Elektrik kesintisi altyapı eksikliğinden kaynaklanıyor sanırım. Bazen bir ay hiç kesinti olmazken bazen de her gün birkaç saat kesilebiliyor. Fırtına ve yağmur mevsiminde bazen elektrik direkleri hasar görüyor ve müdahale edilene kadar (bazen birkaç gün) jeneratör ile idare ediyoruz ama internet olmuyor. Ada’nın bu konuda ilerleme gösterdiğini düşünüyorum, yoga merkezlerinden birinde ortak çalışma alanı da var (co-working space) ve internet bağlantıları gayet iyi. Zaten bağlantı hızı adanın neresinde olduğunuza ve servis sağlayıcısına göre değişiyor. Adada dijital gezgin olarak yaşayan arkadaşlar var ve orada yaşamayan dijital gezginlerin de çok geldiği bir destinasyon, yani internet iş çıkaracak kadar var ama 18 kişilik zoom toplantısını da kesintisiz kaldırmayabilir. İnternetin en hızlı ve kesintisiz olduğu saatler sabah 2 ile 6 arası.

 

YORUMLAR

    Bu konuya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...

YORUM YAZ